Transmedya (41. Gün)

Mahallemizdeki kuruyemiş dükkanı bile sosyal medyadan bize ulaşmaya çalışıyor. Bir bildirim yağmuruna maruz kalıyoruz. İnsanlar reklamlara karşı duyarsız hale geldiler, dikkat çekmek çok zor. Herkes gücü yettiğince dijital reklam yapmaya çalışıyor, bu durum insanların reklamları görmemelerine, reklam olan platformlardan kaçmalarına neden oldu. Özellikle Instagram’ın yükselişinde bu durumun payı çok fazla…

Markalar tüketici kavramını unutmalılar! Artık kimse tüketici olmak istemiyor, herkes sürece dahil olmak istiyor, çorbada tuzu olsun istiyor…

Ben hayatımda hiç Demet Akalın şarkısı açıp dinlemedim ama tüm şarkılarının nakaratlarını ezbere biliyorum, bir şekilde karşıma çıkıyor ve istemeden de olsa aklımda yer ediniyor. Aynısı Game of Thrones için de geçerli. Dizi izlemeyi zaman kaybı olarak gördüğüm için pek dizi izlemiyorum. En son House of Cards’a zaman ayırdım, onu da verdiği gerçekçi siyasal iletişim mesajları için izledim.

Game of Thrones izlemesem de her yerde karşıma çıkıyor. Sosyal medyada herkes bunu konuşuyor, izlemiş kadar oldum, boş vaktim olsaydı izlerdim, merak ediyorum ama İZ LE ME DİM. Dizinin bu kadar izlenmesinin sebebi bence iyi olması değil, insanlar tarafından çok fazla konuşulması, muhabbet onun üzerinden döndüğü için izlemeyenler kendileri buna mecbur hissediyorlar. Önceki yazılarımda yazdığım “Bando Vagonu Efekti”nde olduğu gibi paylaşımlara maruz kalan kişiler diziyi izliyor sonra “Bakın ben de izledim” diyebilmek için paylaşıyorlar ve bu süreç bir kar topu gibi gidiyor.

Transmedya farklı mecralardaki hikayelerin bütününü anlatır. Televizyon, radyo, sosyal medya, oyunlar, romanlar ve diğer tüm çevrimiçi mecralarda anlatılan bir konsept düşünün. Daha iyi düşünmeniz için hemen bir örnek verip öyle devam edeyim…

Angry Birds oyununu biliyorsunuzdur. Angry Birds sadece bir oyun olarak çıksa da müzikleri, filmleri, oyuncakları ve bunun gibi her mecraya seslenen farklı ürünleri ile bir şekilde herkesin karşısına çıkıyor. Hiç oyun uygulaması indirmeyen birisi filmi ile bu evrene dahil oluyor ve ilk defa oyun indiriyor. Birine ücretsiz bir oyunu indirtmek için film çekiyorlar, düşünün…

Transmedya evrenine eklenen her parça oluşturulan o dünyaya yeni bir soluk getirir. Örümcek adamın çizgi romanı popülerdi, sonrasında çizgi filmi kasıp kavurdu. Filmleri çok ilgi çekti. Bilgisayar oyunları, telefon uygulamaları derken hayatın her alanında karşımıza çıktı. İlkokula giden ve örümcek adam ile karşılaşmayan bir çocuk, defter kabı seçerken bu evren ile tanışıp sonra tüm mecralarda örümcek adamın izini sürebilir!

Bir melodiyi dinlediğimizde, nasıl bir şarkı aklımıza geliyorsa, markalar kendilerini hatırlamamız için de hikayeler oluşturuyorlar. Bu tamamen Hollywood kafası bir pazarlama stratejisi. Bir ürün oluşturuyorlar ve parçalanmış şekilde satıyorlar. Tavuğun kemiğini ayrı, tavuk suyu bulyonunu ayrı, kanadını ayrı veriyorlar ve ürünü sonuna kadar kullanıyorlar.

Bu teknik, reklamı yapılacak markanın tüketiciler tarafından sahiplenilmesi ve tüketicilerin birer ayaklı reklam panosuna dönüşmesi için yapılıyor. Tüketiciler markayı içselleştiriyorlar ve bununla ilgili paylaşımlar yapıyorlar.

Aynısı futbol için de geçerli, hatalar olmasa maç bittiği an kimse futbol konuşmaz. Tartışmalı kararlar olmasa taraftarlar takımlarını sahiplenmez, “Bize haksızlık yapılıyor” psikolojisi olmasa insanlar hakemlere değil başarısız yöneticilere ve futbol sektörüne eleştiri getirir ve birileri rahatsız olur.

Transmedya ile, bir hikâye çizgi romanda başlayıp, çizgi filmde devam edip, film ile sonlanabilir. Sonrasında da bu sondan memnun olmayanlar için oyun yapılıp, kullanıcılara sunulabilir. Birbirini tamamlayan öğelerin farklı mecralarda sunulması tam bir pazarlama harikasıdır, herkes bu tuzağa düşüyor ve canları acımıyor…

Unutmayın, 1000 kişilik bir taraftar grubu 1 milyon izleyiciden daha fazla fayda sağlar.

Bir transmedya hikayesinin popüler olması için fanlarının da bundan ekmek yemesi şart elbette. Marka ile ilgili keşfettikleri ilginç ayrıntıları sosyal medyada paylaşan kişiler yeni takipçiler kazanırlarsa ve etkileşim alırlarsa başkaları da bundan faydalanmak için konu hakkında konuşur. Bu şekilde içerik devamlı gündemde kalır, iki taraf da kazanır.

Yeni medya mecralarında çok beğenisi olan değil takipçilerini edilgenlikten çıkarıp etken pozisyona getirenler kazanıyor, insanlara ücretsiz şekilde kendinizden bahsettirmek büyük bir başarı.

Tam kafanızda oturmadıysa bir örnek daha verebilirim, Pokemon…

Pokemonun çizgi dizilerini izledik, taso oynadık, sinema filmi çıktı gittik. Spotify’da müzikleri dinleniyor, çizgi romanlarında hikaye devam ediyor. Bunlar yetmezmiş gibi Pokemon GO ile milyonlarca kullanıcıya ulaştılar. Ben 30 yaşındayım, 10 yaşında benim izlediğim çizgi filmleri artık çocuklar bilmiyor ama Pokemon, Pokemon GO oyunu ile bu nesile de dokunmayı başardı ve onları da Pokemon evrenine soktu. 10 yaşındaki çocuklar bizim 20 sene önce izlediğimiz Pokemon’un ilk sezonunu izlemeye başladılar. 10 yaşında bir çocuğa 20 yıllık bir içeriği izlettirmek büyük bir başarı. Başından beri anlatmaya çalıştığım şey bu, öyle bir marka oluşturuyorsunuz ki hikayeniz tüm mecralarda devam ediyor ve bir şekilde kapıdan içeri giriyorsunuz.

Transmedya, yeni neslin Truva Atı diyebiliriz. Evlere giriyorlar, yeni bir kültür inşa ediyorlar ve biz farkında değiliz.

(Bu yazıda 712 kelime var) #100Gün100Kelime’de 41. gün sona erdi.

Etiketler:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir