Deneyim Ekonomisi (18. Gün)

Yemek yiyeceğiniz bir restoran arıyorsunuz, nelere dikkat edersiniz?

Mekân temizliğine, markanın güvenilirliğine, köklü bir firma olmasına…

Liste uzayıp gidiyor. Bunlar önemli ama artık yetmiyor, herkesin çok rakibi var. Restoranlar, kahve zincirleri, kebapçılar, hamamlar…

Bir bolluk çağındayız, dikkat çekmek ve gelen müşteriyi tekrar işletmenize getirmek için farklı şeyler sunmanız gerekiyor! İşte burada işin içine “Deneyim Ekonomisi” giriyor.

Her yerde indirimler, fırsatlar, yeni ürünler, yeni deneyimler var, hizmet veya ürün aldığınız markadan memnun kalsanız bile aklınızı çelebilecek yeni hizmetler ve ürünler sizi baskı altına alıyor.

Ben işimi iyi yaparım, gerisi zaten geliyor devri kapandı, insanlara bir deneyim sunmalısınız.

Deneyim ekonomisi ilk olarak 1998’de J. Pine ve J. Gilmore tarafından yüksek sesle dile getirildi. Özellikle dijital yerlilerin tüketim alışkanlıkları ile oluşan ekonomiyi anlatan bu kavram günümüzde tüm markaları, insanları, siyasetçileri kısaca herkesi yakından ilgilendiriyor.

Artık bir ürün veya hizmet satın alırken deneyimi de satın almak istiyoruz. Çiğköfteci Ali usta, Nusret, tostçu Erol, baruthane pilavcısı, midyeci Ahmet, her yere açılan lokmacı dükkanları neden bu kadar popüler oldular? Sebebi deneyim merakı, herkes çiğköfteci Ali ustanın nasıl sinirlendiğini görmek istiyor, çiğköfte bahane.

Teknik direktör Yılmaz Vural, bir röportajında insanların maça gelirken sadece maç değil deneyim satın aldıklarını söylemişti, Yılmaz hocanın o hareketleri seyircinin de ilgisini çekiyor ve taraftarın ilgisini artırıyor. Yılmaz Vural hangi takıma gitse bir gündem oluşturuyor ve insanlar “Yılmaz hoca ne yapacak?” diye maça gidiyorlar.

Yeni nesil müşteriler sadece ürünü veya hizmeti tüketmek istemiyor, o kültürün içine dahil olmak istiyor. Bu kültür ürün kutusu ile, mekânda çalan müzik ile, kısaca para verdiği şeyle duygusal bir bağ kurmak istiyor. İnsanların ait olmaktan mutlu olacakları bir trend ekosistemi oluşturmak gerekiyor.

Starbucks, diğer tüm büyük kahveciler gibi ürünlerini tonla alıyor. Tonlarca kahveden size de gram cinsinden bir kahve düşüyor, size bunu böyle satarsa kendinizi özel hissedebilir misiniz? Hayır!

Peki bu marka ne yapıyor da insanlar kapısının önünde kahve sırası bekliyor? Size kişiselleştirilmiş bir deneyim sunuyor. Kimsenin içtiği kahve diğeri ile aynı değil, onlarca çeşit, boyut ve aroma var. Bardağınızın üzerine isminizi yazıyorlar, sınırsız internet, rahat koltuklar, güzel müzikler var.

İnsanlara unutulmaz bir deneyim yaşatmazsanız ve kişiselleştirilmiş hizmetler sunmazsanız işinizi iyi yapmanız pek bir anlamı yok. İnsanlar size vakit ve para ayırdıkları için kendileri ile gurur duymalı, bunu sağlamadan ayakta kalmak çok zor.

(Bu yazıda 365 kelime var) #100Gün100Kelime’de 18. gün sona erdi.

 

 

 

 

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir